Bir kenarda dursun diye yazıyorum. Sonra nerden baktığımı arayıp bulması zor oluyor.

Normal ubuntu kurduğumda pek tabiki development yapmak için gerekli pek çok araç yüklenmemiş oluyor. Sistemi OpenGL geliştirmeye uygun bir hale getirmek için şu linkteki locutus42 nickli kişinin önerdiklerini uyguladım: <a href=”http://ubuntuforums.org/showthread.php?t=80367&page=3″>http://ubuntuforums.org/showthread.php?t=80367&page=3</a>

Genel mantık 3D/OpenGL ile yazılmış bir uygulamanın omuzlarına dayanarak sistemi hazırlamak. Ubuntu’da program yüklemek için kullanılan apt-get’in build-dep özelliğini kullanmak, yani kurulan 3D/OpenGL programı tekrar derlemek için gerekli tüm ek paketleri de beraberinde kurmasını sağlamak gerekiyor. Bu şekilde oyunu sistemde derleyebiliriz ve bu bizim de OpenGL program yazabileceğimiz anlamına gelir.

– Öncelikle OpenGL kullanan oyunları bulalım: <b>sudo apt-cache search opengl | grep -i game</b>

– Listeden büyük olmayan, basit bir oyun seçerek OpenGL dışında gereksiz fazla kütüphane kurulmasını engellemiş oluruz. Örnekte <b>tracballs</b> oyunu kullanılacak. Aşagıdaki komutla oyunun kurulumu için nelerin ekstradan kurulacağına bakılabilir. <b>sudo apt-get -s build-dep trackballs</b>

– Gerekli kütüphaneleri ve oyunu kurmak için -s parametresini kaldırmak yeterli: <b>sudo apt-get build-dep trackballs</b>

– Bundan sonra oyunun kaynak kodlarını çekip derlemeye çalışmak gerekiyor: <b>mkdir Developments

cd Developments

mkdir trackballs

cd trackballs

sudo apt-get -b source trackballs</b>

– Bundan sonra oyunun çalışması için gerekli 3 paketle birlikte kaynak kodlarının ilgili klasöre indirildiği görülür. Gerekli paketler kurularak oyun çalıştırılabilir. <b>sudo dpkg -i ./trackballs_1.1.4-4build1_i386.deb ./trackballs-dbg_1.1.4-4build1_i386.deb ./trackballs-data_1.1.4-4build1_all.deb

sudo apt-get -b source trackballs

trackballs</b>

Can Dündar’ın dikkatle açığa çıkardıklarını beğendiğimden buraya da yapıştırayım dedim.

<a href=”http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=1054861&b=Kayitlardaki%20surpriz&ver=84″>Can Dündar’ın yazısı</a>

Önemli notlar:

– Erdoğan’ın gereksiz bir çıkış yaptığı paneli Türkiye istemiş, hem dünyaya hem “içeriye” göstermelik bir çıkış yapması önceden planlıydı.

– Ban Ki-moon 7 dakika 20 saniye konuşmuş. Erdoğan 16 dakika konuşmuş. Amr Musa 12 dakika 45 saniye konuşmuş. Peres 21 dakika konuşmuş. Yani Erdoğan kendi konuşma süresini olduğundan 4 dakika az, Peres’inkini ise olduğundan 4 dakika çok söylüyor.

– Peres’in kendisini eleştiren diğer 3 konuşmacıya birden cevap vermeye çalıştığı düşünülürse bu süre adil sayılır.

– Erdoğan “one minute, one minute” diyerek konuşmaya çabalarken, fazladan 3 dakka daha konuşuyor ve neredeyse Perez’le aynı süre söz almış oluyor.

Bence de amaç sadece oy toplamak. Şu ana kadar İsraile karşı laftan başka birşey yapmış değil zaten, elle tutulur bir aksiyonunu daha göremedik. Savaşsın asla demiyorum, ama ilişkileri askıya alabilir, Chavez gibi konsolosularını sınır dışı edebilir, hadi o da olmadı kendi konsolosunu geri çekebilir (göstermelik de olsa). Türkiye’nin önemini kullanarak masaya yumruğunu vurup istediğini alan bir başbakana ihtiyacı var. Tabi bunların çok dikkatle ve akıllıca yapılması gerekiyor. Şov amaçlı olarak, sadece oy toplamak için değil. Erdoğan’ın bu çıkışlarındaki amaçların zaten Obama ve tüm dünya farkında. Umarım bir gün bizim vatandaşlarımız da farkedecek.

Daha önce 3 Ocak 2009’da Obelisk meydanında açılış seramonisine gittiğimiz Dakar Arjantin Şili Rallisi’nin 18 Ocak’ta bitiş seramonisine de gittik. Açılışta kalabalık arasında ve sıcakta hiçbir şey yapamadan etrafı izlemiştik. Arzu’nun algıda seçiciliği sayesinde uzerinde Türkiye yazan gazeteci Emre’ye farketmiş, ondan Canan’ın telefonunu almıştık. Emre geçici olarak Arjantin’de olduğundan bize yardım edemeyeceğini ama belki Canan’ın yardım edebileceğini söylemişti. İyiki de almışız. Bitiş seramonisinde Canan sayesinde en girilmez yere kadar girdik. Canan gazeteci olduğu için tüm yarışçılarla görüşebiliyordu. Bu arada Türk ekibinden bizim için bir tane giriş bilekliği almıştı. Dışarı çıkıp o bilekliği ilk önce Arzu’ya takıp onu içeri aldı. Daha sonra bilekliği Arzu’dan alıp bana getirdi. Ama Arzu’nun bileğine ayarlandığı için bir türlü benim bilekliğime takamadık. Uzun uğraşlar ve göz kremi yardımıyla zar zor elimden geçti ve o sayede içeri girebildim. Bileklik yarış ekibinden alındığı için yarışçıların bulunduğu yemek yenilen ve içki içilen bölüme kadar girebildik. Orada tüm yarışçılar ayakta sohbet ediyordu. Dakar Türk Ekibi yani Kemal Merkit ve Kutlu Torunlar’la sohbet edip resim çektirdik. Dakar gerçekten dünyanın en zor yarışı ve bu yarışa katılmak bile büyük cesaret işi. Dakar Türk ekibinin ise mekanikerleri olmadığı için işleri daha zordu. Afrika’daki yarışın mı yoksa Arjantin-Şili yarışının mı daha zor olduğunu sorduğumda farketmediğini, esas yarışın zorluğunun kişinin kendisine bağlı olduğunu söylediler. O gün iyi gününse en zor parkur bile kolay gelirmiş. Arjantin’in tek kolaylığı günler uzun olmasından dolayı fazla geceye kalmamışlar. En büyük sıkıntıları da geç saatte parkuru tamamladıktan sonra hiç dinlenmeden tamir ve bakım işleriyle ilgilenmek zorunda kalmaları ve fazla uyuyamadan sabah erken saatte diğer parkura başlamalarıymış. Diğer ekiplerin çoğunda yarışçılar yarış sonrası dinlenirken mekanik ekipleri araçlarla ilgileniyormuş. Dereceye girenler ödüllerini aldıktan ve seramoni sona yaklaştıktan sonra bu sefer çıkış çilemiz başladı. Bileklik olmadan çıkışımıza izin verilmiyordu. Yine Canan’ın yardımlarıyla 2 seferde dışarı çıkabildik. Normalde afrikada yapılan bir yarışın, savaş ve terör yüzünden güney amerikaya taşınması yüzünden dakar yarışına tanık olabilme şansı yakalamış olmaktan çok memnunum.

Öncelikle Windows 7 BETA Build 7000 kurulumu için gerekli Product Key nasıl alınır onu anlatayım. Kısa bir süre için geçerli bu durum. Zira Microsoft sadece 2,5 milyon kişinin beta testine izin verecek. Tabi Windows 7 yine kurabilirsiniz ama kullanım süresi 1 ay olacaktır. Product Key ile aktifleştirenler için bu süre 1 Ağustos 2009’a kadar. 1- http://technet.microsoft.com adresine girin ve sağ üst köşeden Windows Live kullanıcınız ile giriş yapın. 2- Daha sonra aşağıdaki versiyonlar için verilen linkleri adres çubuğuna yapıştırıp sayfayı açın. Aşağıdaki linklere tıklayarak açmayın, login olduğunuz sayfada yapın bu işlemi.

32-Bit key: https://www.microsoft.com/betaexperience/scripts/gcs.aspx?Product=tn-win7-32-ww&LCID=1033 (Copy – Paste)

64-bit key: https://www.microsoft.com/betaexperience/scripts/gcs.aspx?Product=tn-win7-64-ww&LCID=1033 (Copy – Paste)

3- Eğer hata alınsanız CTRL+F5 ile sayfayı yenileyin. Bu işlem cache’i temizleyerek yeniler. Bir kaç denemeden sonra Product Key çıkacaktır. Bende tek denemede halloldu. Açılan sayfadan 2,5 GB’lik ISO imaj dosyasını indirebilirsiniz.

USB İLE KURULUM

Windows XP’de bootable usb disk yapmak için farklı programlar gerekirken, Window Vista ile gelen DISKPART programı ile bu işlem kolayca halledilebiliyor. Alttaki yöntem bunu anlatıyor. Başka sistemlerde bir şekilde diskinizi bootable hale getirin.

1- Start (Başlat) -> CMD yazın 2- Gelen programa sağ tıklayıp ‘Run as admin’ (Admin yetkisiyle çalıştır) yapın. Sonrasında açılan siyah dos ekranında aşağıdaki komutları çalıştırın. 3- diskpart 4- list disk (Bilgisayardaki diskleri listeler) 5- select disk 1 (disk 0 windows kurulu olan diskinizdir. USB diskinizin numarası başka ise 1 yerine onu yazın) 6- clean 7- create partition primary 8- select partition 1 9- active 10- format fs=fat32 (hızlı format için: format fs=fat32 quick) 11- assign 12- exit

Bu işlemler sonucunda usb diskinizi bootable yapmış olursunuz. Windows 7 veya Vista kurulum DVD’sinin içeriğini USB diskinize kopyalayarak işlemi tamamlarsınız. Bilgisayarınızı yeniden başlattığınızda USB’den boot ederseniz sanke CD/DVD kullanıyormuş gibi setup başlar.

Kurulum DVD’si ISO olarak çektiyseniz http://forum.daemon-tools.cc kurmanız gereklidir. Bu programla sanal bir CD/DVD sürücünüz olur. Programa iso dosyasını göstererek DVd’ye kurulumu mount edersiniz. Bilgisayarım’dan sanal sürücü içinegirerek dosyalara ulaşıp kopyalayabilir ve USB diskinize yapıştırabilirsiniz.

Hayatımda mutlaka yapılması gerekenler listemin bir numarasında bir Dire Straits konserine gitmek ve Mark Knopfler’i canlı dinlemek vardı. Onu da dün gece 13.6.2008 Cuma (13. Cuma) akşamı boğaz kıyısında Kuruçeşme Arena’da gerçekleştirdik. O kadar önemli ki yapılacaklar listesinin geri kalanlarının toplam kıymeti buna erişemez. Artık hayattan bir beklentim kalmadı diyebilirim :) Bu nedenle biraz boşlukta gibiyim. Ya da hala dün geceki konserin sarhoşluğu içindeyim. Lisedeyken tanıştığım Dire Straits’i giderek artan bir yoğunlukla hergün tekrar tekrar dinliyorum ama bıkmıyorum. Nasıl bıkarım ki. Her dinlediğimde bana bir başka duygu veren, canım sıkkın olduğunda herşeyi bir anda unutturan bu müzikten asla bıkamam. Sanırım 142 yaşımdayken bile her gün dinleyeceğim. Konser kayıtlarını sesi sonuna kadar açarak, gözlerimi kapatıp sanki oradaymışım gibi dinlemek, bunun beni aşırı heyecanlandırması ve kalbimi hızlı hızlı çarptırması belki başkalarına garip gelebilir. İşte bu heyecanı canlı yaşamak gerçekten en büyük hayalim olmuştu artık. Öyleki Türkiye’ye gelmese ama yakın ülkelerden birinde bile olsa mutlaka gitmeliydim. Ve sonunda hayallerim gerçek oldu. Üstelik son albümünün turnesi olmasına rağmen Cardigans gibi sadece yeni albümünden çalıp gitmedi. Sultans Of Swing, Brothers In Arms, So Far Away, Romeo And Juliet, Telegraph Road, What It Is, True Love Will Never Fade, Sailing To Philadelphia ve diğer hepsini canlı dinlemek, gözlerini kapatmak, orada olduğuna inanamamak, gözlerini açmak, ve evet gerçekten orada olmak, karşında kanlı canlı Mark Knopfler’i görmek, gitar çalışını incelemek, uzun sololar için dua etmek ve hepsinin kabul olması …. Muhteşemdi. Tek diyebileceğim budur. Ünlü birisiyle el sıkışınca bir daha asla elimi yıkamayacağım derler ya. Bir daha asla müzik dinlemeyip konseri aklımdan çıkartmayacağım diyebilirim. Tabiki bu olmayacak. Ben yine her gün Dire Straits dinlemeye devam edeceğim. Gecenin anlamını bir kat daha kuvvetlendiren olaysa yanımda aşkım Arzu’nun olmasıydı. Kutsal kabul edebileceğim parçaları dinlerken bir yandan da ona sarılmak tarifsiz bir duyguydu. Her ne kadar beli ağrısa da benim için konserin sonuna kadar dayandı. Çok seviyorum ve çok teşekkür ediyorum.

… And the sultans played creole!

Aşağıdaki yazı bildirgec.org‘da gariib tarafından yayınlanmıştır.

———————————–

Sanırım birkaç aydır onlarla beraber olmak bu bildiriyi yazmaya itti beni. Yapabileceğimiz bir şeyler vardır belki bizimde. Orda farklı bir dünya yaşanıyor gerçekten, oyunlarla umutlarla bezeli bir dünya. Hayata nasıl sıkı sıkı tutunulur bir görmeniz gerek. %70-80 tam iyileşiyorlar. Moral, destek ve tedaviye uyum yeterli … NOT:bir ilaç 200-1500 ytl civarında.6-10 ilaçlık tedavi alıyorlar. Aileler çok zorlanıyor maddi ve manevi açıdan. Aklınızın bir köşesinde bulunsun …

Dün bir kez daha 2 lt kolanın asidinin daha zor kaçtığını ıspatladım. 2 lt lik kolayı tamamını ben içtim. Dün gece son bardağı içerken bile asidinde bi sorun yoktu. 1 lt de hep son bardak içilemez oluyo. Var bu işte bi iş. Tahminen o şişenin tipinden, yada kapağının sıkılığından. Esasen olay şu: 2 lt şişe kapağını açınca çok tısıramıyo. 1 lt de ise kapak açıldığında tıssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssss 2. kez açıldığında da gene uzunca bi tısssssss. 3. bardakta içilemez oluyo artık.